• 3 Mayıs 2018 10:55

    Vatandaşın Hukukunu Kim Koruyacak?

    Beykoz Aktüel Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mücahit AK yeni yazısını kaleme aldı.

    Beykoz Aktüel Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mücahit AK yeni yazısını kaleme aldı. Ecdadımızın yüklediği ulvi değerler ve üzerimize vazife olan ideallerin olduğunu hatırlatan AK; Türkiye 4 taraftan kuşatma altındayken Devletinin ikbalini değil şahsi ikbalini ve koltuğunu düşünenlere; milletin vekaletine soyunup sonrasında çıplak kalanlara; yetkileri alındığı halde ”koltuğundan kalk” kelimesi duymayı bekleyenlere, halk nezdinde kıymetini kaybedip istifasının istenmesini bekleyenlere; sahte tebessümlerle halkı oyalayıp kirli emellerini yangından mal kaçırırcasına devam ettirenlere Devletin bekası ve milletin selameti için dur demeliyiz ifadelerini kullandı. İşte yazının tam metni…

     

    Vatandaşın Hukukunu Kim Koruyacak?

    ”Şüphesiz ki dünyanın en güzel şehri İstanbul’dur. Öyle olmasa idi Hz. Eyüp çıkar mıydı yola? Fatih Sultan Mehmet Han ve kahraman ordusu yürütür müydü gemileri karadan? Uğruna bu kadar bedeller ödenir miydi? Peki neydi bu İstanbul’da ki sır? Hz. Eyüp’ün ne gayesi vardı da o yaşına rağmen hasta haliyle yollara koyulmuştu? Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in “İstanbul elbette feth olunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” sözleri ile müjdelemesi, inançlı, ideal sahibi insanlara vazife yüklemiyor muydu hiç? Bu ulvi değerleri korumak için Hz. İbrahim’i yakacak ateşe karşı su taşıyan karınca misali şuurlu olmak düşmez miydi bizlere? İstanbul’u kazandık da her şey bitti mi?

    Bitmedi kardeşim. Biter mi hiç! Kazandığımız gibi korumamızda gerekir. Hem de kime karşı? İrlandalılara hiç ama hiç haksızlık etmek istemem! Manevi atmosferi ile büyüleyen İstanbul’da gözü paradan, ranttan, arsadan başka hiçbir şey görmeyenlere karşı koruyacağız. Kişiliği yerlerde olup, gururu ve kibri gökdelenlerde olanlara karşı… Ar damarı çatlayıp ardan, namustan bahsedenlere karşı… Siyaset uğruna kürsüde ‘’besmele’’ deyip, ticaret uğruna kapalı kapılarda ‘’ihale, ihale’’ diyenlere karşı… Vatandaşın derdini, yeşilini, çayırını, deresini değil kendi cebini düşünenlere karşı… Vatandaşın bir göz odasını çok görüp, yeşili doğayı talan edenlere ve buna sessiz kalanlara karşı… Bizim verdiğimiz vergilerle bütçesi ayrılan Belediyelerin her imkanından faydalanıp; ardından o ilçelerde ki vatandaşların mezarda ki dedesine hesap sormaya kalkanlara karşı…

    Bu zihniyete ‘’metal yorgunu’’ diyerek değişim sürecini başlatarak yerinde müdaheleler yapan Sn. Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum.  Metal yorgunluğu tabiri bu zihniyete şeref madalyası kalsa da, teşhisin konularak müdahelenin başlatılması sevindirici. Bana çok sert yazıyorsun diyenler olabilir. Bunlara başka ne denilebilir ki Allah aşkına? Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’da Ortodokslara gösterdiği hoşgörüyü, kendi vatandaşına göstermeyen, gösteremeyen, hatta ve hatta her fırsatta tersleyen, yukardan bakan, hor gören, küçük dağları ben yarattım edasında olanlara ve işbirlikçilerine ne denilebilir ki?
    Paraya ve güce teslim olup, sadece evine ekmek götürme derdinde olan halkın tepesine balyoz gibi inenlere ne denilebilir ki… İktidarın verdiği gücü halkın çıkarı için değil o halka sopa vurarak
    kullananlara ne denilebilir ki?

     

    Ne denilmesi gerekiyorsa en sert şekilde söylemeliyiz. Türkiye 4 taraftan kuşatma altındayken Devletinin ikbalini değil şahsi ikbalini ve koltuğunu düşünenlere; milletin vekaletine soyunup sonrasında çıplak kalanlara; yetkileri alındığı halde ”koltuğundan kalk” kelimesi duymayı bekleyenlere, halk nezdinde kıymetini kaybedip istifasının istenmesini bekleyenlere; sahte tebessümlerle halkı oyalayıp kirli emellerini yangından mal kaçırırcasına devam ettirenlere Devletin bekası ve milletin selameti için dur demeliyiz. Karamsarlığa kapılan vatandaşların, ”Vatandaşın Hukukunu Kim Koruyacak?” sorusuna gerekirse bizler cevap olmalıyız.

    Bir sonra ki yazımda tekrar buluşmak dileğiyle…