31 Temmuz 2022 19:22

Beykoz’un suları Avrupa’da da meşhurmuş!

İstanbul, tarih boyunca kaynak sularının çokluğu ve kalitesi ile haklı bir şöhrete sahip oldu. Beykoz ise kaynak suları ile su ihtiyacını karşılanmasında büyük bir öneme sahipti. Bölgenin suları sadece İstanbul’da değil, Avrupa’da bile meşhurdu.

Beykoz’un suları Avrupa’da da meşhurmuş!

Osmanlı asırlarında başta payitaht İstanbul olmak üzere yüzyıllara dayanan ve kendine özgü nitelikler taşıyan zengin bir su kültür ve medeniyeti oluşmuştur. Bir kısmı Roma ve Bizans devrinden kalma tarihî su yolları, su kemerleri, su terazileri, her biri birbirinden zarif çeşmeler, bentler ve ayazmalar ile tarih boyunca İstanbul’un su ihtiyacının karşılanmasında önemli işlevler görmüştür.

İstanbul tarih boyunca kaynak sularının çokluğu ve kalitesi ile haklı bir şöhrete sahipti. İstanbul’un ekonomik ve sosyokültürel hayatına katkı sunan kaynak suları 19. ve 20. yüzyılda Midilli’den Hicaz’a, Londra, Paris ve Viyana gibi Avrupa baş kentlerine kadar su tutkunları tarafından götürülüp içilmekteydi. Beykoz’da çıkarılan Karakulak, Sırmakeş, Çubuklu, Göztepe ve Taşdelen memba suları da kalitesi ve lezzetiyle sadece Beykoz’un değil tüm İstanbul’un hatta Avrupa’nın meşhur ve aranan kaynak sularındandı.

Osmanlı’dan günümüze Beykoz sahip olduğu meşhur kaynak suları, abidevi çeşmeleri, ayazmaları, bentleri, barajları ve sarnıçları sayesinde İstanbul’un su ihtiyacını karşılanmasında büyük bir öneme sahipti. Beykoz’un tarihi suları, su kültürü ve su yapılarının tarihi süreçteki gelişimini ve çok daha fazlasını Prof. Dr. Davut Hut’un kaleme aldığı Beykoz Belediyesi kültür yayınlarından okuyucuyla buluşan kitapta okumak mümkün. İlmî bir titizlikle hazırlanan eserde Beykoz’un kadim kaynak suları ve su yapıları konu ediliyor.

Meşhur karakulak suyu 

Beykoz’un su kaynakları içinde en meşhuru olan Karakulak suyu, İstanbul’un en hafif ve lezzetli memba sularındandır. Karakulak suyunun kaynağı Beykoz’un Dereseki köyünde yer alan ormanlık içindedir. Bu memba suyu Karakulak lakaplı Ahmet Ağa tarafından keşfedilmiştir. Karakulak suyu, muhtemelen eski zamanlarda var olmakla beraber asıl tanınır hale gelmesi 18. ve 19. yüzyıla tesadüf etmektedir. 1836’da II. Mahmud tarafından bu çeşme tamir ettirilerek halkın istifadesine sunulur. Hâlâ ayakta olan II. Mahmud çeşmesi, günümüzde dolum tesisinin içinde kaldığından dolayı halkın kullanımın kapalı olmakla birlikte halen suyu akmaktadır. Vakıflar İdaresi tarafından işletilen Karakulak’ın İstanbul’un çeşitli semtlerinde satışı ve dağıtımı yapılmaktaydı.

Mihrişah Valide Sultan Meydan Çeşmesi

Su yapılarının en müzeyyeni

Beykoz ile özdeşleşen simge eserlerden biri olan Küçüksu Kasrı’nın hemen yanında yer alan Mihrişah Valide Sultan Meydan Çeşmesi semtteki su yapıları içinde belki de en müzeyyen olanıdır. 1806’da Sultan III. Selim tarafından annesi Mihrişah Valide Sultan adına yaptırılan bu zarif ve abidevi çeşme sık sık tuvallere, gravürlere ve fotoğraflara konu olmuştur. Günümüze özgün olarak gelebilmeyi başarmış ender eserlerden olan Mihrişah Sultan Çeşmesi’nin bir zamanlar İstanbul’un gözde mesire yerlerinden biriydi. Çeşmenin hemen yanında yer alan namazgâh ise günümüze ulaşamamış olmakla birlikte eski Boğaziçi resimlerinde açıkça görülebilmektedir. Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi, namazgâhı ve mesire yeri ile Osmanlı halkının eğlendiği, dinlendiği ve soluklandığı bir yerdi.

Sırmakeş suyu ve Ahmet Mithat Efendi

Beykoz’un bir diğer kaynak suyu olan Sırmakeş, Dereseki köyündeki Müezzinoğlu ormanlarından çıkmaktaydı. Osmanlı son döneminin meşhur gazeteci-yazarlarından Ahmet Mithat Efendi, sahip olduğu Tercüman-ı Hakikat gazetesini bıraktıktan sonra Beykoz’da satın aldığı yalısına yerleşmiş, Akbaba köyünde de bir çiftlik kurarak modern metotlarla ziraat ve hayvancılık yapmaya başlamıştı. Sırmakeş suyu damacanalara doldurularak Ahmet Mithat Efendi’nin Melek isimli meşhur istimbotuyla Üsküdar, Beşiktaş ve sur içine kadar nakledilirdi. Hasır örgü sepetler içinde ağzı mühürlü cam damacanalarla satılan sırmakeş suyu, İstanbulluların rağbet gösterdiği misafirlerine ikram ettiği son derece yumuşak ve berrak bir memba suyu idi. Günümüzde de ticari su olarak piyasada yer alan Sırmakeş kaynak suları özel şahıslar tarafından işletilen hususi bir işletme olarak varlığı sürdürmektedir. Göztepe-Kanlıca sırtlarından çıkan Göztepe ve Çubuklu kaynak suları ise bulundukları mevki itibariyle birbirlerine oldukça yakın iki su kaynağıdır.

Göztepe kaynak suyunun hemen yanında Göztepe mesire alanı, Çubuklu kaynak suyunda ise Çubuklu mesiresi bulunmaktadır. Beykoz kaynak sularının bulunduğu yerler meşhur birer gezinti ve eğlence yeri haline gelmiştir. Samiha Ayverdi’nin ifadesiyle “İstanbul halkı Beykoz’un meşhur paçasını yemeğe, Akbaba’nın ince kabuklu iri cevizini almaya ya da sadece Karakulak Suyundan içmeye gelmek itiyâdında (alışkanlığında) idi.” İstanbul’daki su kıtlığı ve salgın hastalıklar döneminde Beykoz’un kaynak sularının şehrin temiz su ihtiyacının karşılanmasında hayati bir rol oynadığı görülmektedir.

Onçeşmeler veya İshak Ağa Çeşmesi

Beykoz çeşmeleri denilince hemen akla gelen bir diğer su yapısı ise İshak Ağa Çeşmesi’dir. Bu çeşme Galata gümrük emini İshak Ağa tarafından Beykoz’un merkezine inşa ettirilen bir meydan çeşmesi olarak hemen dikkat çekmektedir. Lüle (musluk) sayısından ötürü Onçeşmeler olarak da bilinen bu harikulade çeşmeden, asırlardır gürül gürül soğuk su akmaktadır. İlk defa Kanuni’nin Hasodabaşısı Behruz Ağa’nın 16. yüzyılda yaptırdığı çeşme zamanla harap hale gelerek suyu kesildiği için I. Mahmud devrinde İshak Ağa’nın himmetiyle ikinci kez inşa edilmiştir. İshak Ağa Çeşmesi, kalem işleri, nakışları ve revaklarıyla kuşkusuz Beykoz’un eşsiz bir sanat eseri ve su anıtıdır. Beykoz’un merkezinin bütün su ihtiyacını karşılayan çeşmenin sahilden gelip geçen gemilerin fıçılarla su aldığı bir su kaynağı olduğu kitaplarda yer almaktadır. Osmanlı’da büyük bir şöhrete sahip olan Beykoz ve civarındaki kaynak sularıyla etrafında yer alan mesireleri Cumhuriyet döneminde yavaş yavaş gözden düştükleri, değişen toplumsal ve ekonomik hayatla birlikte eskisi kadar rağbet görmedikleri anlaşılmaktadır. Bu durumu İstanbul’un hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, İstanbul dışından gelen başka kaynak suları karşısında rekabet edememe ve tesislerin yeterince modernize edilememesi etkili olmuştur.