13 Ocak 2017 23:24

BBP, BEYKOZ’DA ÜŞÜDÜ !

Büyük Birlik Partisi Beykoz İlçe Başkanlığı, ”Bir ölür, bin doğarız; adı ‘Muhsin’ ve ‘Alperen’ olanlar buluşuyor” başlıklı program düzenledi. Programa yoğun kar yağışına rağmen katılım da yoğun oldu.

BBP Lideri Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun suikast sonucu şehit olmasının ardından ”Üşüyorum” şiiriyle de tevaffuk bir biçimde Keş Dağlarında donması tüm Türkiye’de gözyaşlarını dökmüştü. Soğuk havanın bir bahane olmadığı söyleyen parti yetkilileri buna rağmen programını yoğun bir katılımla gerçekleştirdi.
Program Belinay Uygur isimli 5 yaşında ki minik Alperin’in ”Geçmişten geleceğe uzanan bir yolun neresindeyim” adlı şiiri yoğun alkışlar arasında okudu. Ardından fon müzik eşliğinde Beykoz Alperen Ocakları Hanım Kolları Başkanı Şevval Ecevit ”Seni anlatmak istiyorum’ adlı Muhsin Yazıcıoğlu’na yazdığı şiiri okudu. Bir çok kişinin gözlerinin dolduğu programda, yoğun alkışlar eşliğinde sahneden indi.
Büyük Birlik Partisi Batman Sason İlçe Başkanı Ecevit Bayraklı’nın mesajı okundu. Başkan mesajında ”İlayı kelimetullah davasını savunan reisimiz, milleti için bedel ödeyen yiğit dava adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmetle anıyorum. Bende ahdettim. Erkek çocuğum olursa adını Alperen veya Muhsin koyacağım dedim. Rabbim iki çocuk nasip etti. Birinin adı Muhammed Muhsin, ikincisi de Alperen Mücahit oldu” dedi. Mesajın okunmasının ardında sahneye Alperen ve Muhsinler çağrıldı. Milli ve manevi müzik ziyafetiyle tamamlanan programın sonunda BBP Beykoz İlçe Başkanı Melih Perçin ”Biz liderimizi Keş Dağları’nda kaybettik. Karlar altında kaldı. Bugün otobüsler çalışmadı ama arkadaşlarımız bu kar yağışı altında yürüyerek geldiler. Bu davaya bağlı olmak bunu gerektiridi. Hepinizden Allah razı olsun” dedi.
Güne damga vuran ise g
enç Alperen Hidayet Eren Miniç’in ”Alperen kimdir?” adlı konuşması oldu.
Önce, memleketin dört bir yanında şehid düşen kahramanlarımıza rahmet dileyerek, konuşmama başlamak istiyorum.

Benim adım Hidayet Eren. Babam, adımı yalnızca Eren koymuş. Büyüdüğünde alpliği, Türk’ün töresince kendisi alsın diye. İnşallah biz de töreye uyar, zalime korku olan bu sıfata layık oluruz. Zira mazlumların kurtuluşu, Türklerin adı gibi yaşamasına bağlıdır. Düzene uymamasına, mazisinin kendine tevdi ettiği vazifelerden kopmamasına…

Alperen, yaşamayı ve yaşatmayı, sükûtu ve haykırmayı, alpliği ve erenliği bilen, hasılı âriflik mertebesine ulaşan insandır. Yaşadığı çağın çarkını, ve kıtasının tarihini bütün derinlikleri ile idrak eden, ve dertlerini ömür boyu kendi dertleri olarak haykıran, ezelî bir düşünce adamıdır da. Yesevî alperendir, Yunus alperendir, Fatih alperendir, Âkif alperendir, tıpkı Enver gibi, Muhsin de alperendir. Büyük Türk Milleti, endamı satırlara sığmayacak, daha nice kahramanlar yetiştirmiştir. Ve yetiştirmeye de devam edecektir. Bin yıldır bozulmamış, ve bin yıl daha bozulmayacak bir mayayı haiz olan bu topraklar, bağrından nice yiğitler çıkaracak, cihana asırlar önce salmış olduğu adalet tohumunu, yeniden fidana, ve haşmetli bir medenîyet ormanına dönüştürmeyi bilecektir. İnsanlık yeniden, Hilâl’in ışığı altında saadetine, aydınlığına kavuşacaktır. 

Alperenliğin son asırdaki yiğit temsilciliği, şehid liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’na nasib oldu. O, Türk’ün sevgi ve cesaret dolu imtiyazlarını ruhunda biriktiren, ve Anadolu insanının his dünyasının girdaplarına kadar inip, arş-ı âlâsına kadar çıkan, vicdanı ve aklı güzelliklerle dolu bir kahramandı. Yunus gönüllü, Yavuz yürekli…

Pisliklerle dolu politika arenasında, şahsiyetinden zerre tâviz vermemiş, hiçbir güç odağından icâzet almaya tenezzül etmemiş, uzun değil, dik adam olmasını bilmişti. Türk milleti tarafından hiçbir siyasetçiye nasib olmayan derin bir sevgiyle sevilecek; bu vatanın üzerinde hain emelleri olan güç odakları, onun varlığına, onun yaydığı ışığa tahammül edemeyecekti.

Tıpkı diğer Alperenlerinki gibi..

Kardeş bildiklerimiz, namus borcunu öder sandıklarımız ise, onu kaderine terk edeceklerdi.. Bir büyüğümüzün dediği gibi:

“Onlara Keş Dağları’nda Yezîdî olmak, bize ise Hüseynî olmak düşecekti..”

Asrının bu, yiğit olduğu kadar mütevazıı kahramanı, belki böyle şerefsizce bir ihmale kurban gideceğini beklemiyordu ama, memleketinin kıraç topraklarında, ruhunun kar tanesiymişcesine toprağa karışacağını tahmin edebiliyordu..

Allah, mis gibi nane kokuları arasında ruhunu dinlemek isteyen, bu münzevi ve kahraman şahsiyeti, sonsuzluğa ulaşma gayesine Anadolu’nun Keş Dağları’nda vasıl etmişti. Türk’e karakterini yeniden hatırlatan bir kahramanı, dostlarını asla satmamış bir lideri, şehadete kavuşturdu.. Ruhunu da dilediği gibi, Mekke’nin ilâhî vecdine düşürdü.

Politikacılar, parti programlarıyla ülkenin sorunlarının hallolacağına inanırlar. Dava adamları ise, insanı değiştirmeden hiçbir şeyin çözümlenemeyeceğinin farkındadır. “Alperen” ocakları, insanımızı değiştirmeye yönelik bir hareketti. Onun için Muhsin Başkan politikacı değil, dâvâ adamı idi.

Türk Milleti, her daim bir duruşa sahip olmuştur. Edindiği liderler hiç tükenmemiş, vâkârından tâviz vermemiş, itibarını kaybetmemiştir. Bugün, alperenin görevi idealist olmak; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ile’lebed muhafaza ve müdafaa etmektir. Gelinen noktada, “Türkiye’nin Suriye olmasına razı kalmamaktır!”

Bugün, bütün ruh kuvvetlerini yitiren, ve kendi mukaddesatına tüküren nesiller, kaybedilmiş nesillerdir. Bunlar, hayat tarlasının çürüyen tohumlarıdır. Onlar, insanlık ve medeniyet sahnesinin, gözyaşları ile dolacak uçurumunu açtılar. 

Fakat biz biliyoruz ki idealist, günlük yaşantıya sırt dönmüş insan demektir. Bir şey beklemeden, kimsenin görmediği yerlerde bile elinden gelen hizmeti yapandır. Medeniyetler ülkesine gönül verenlerin malıdır; yığınlar ise ondan yararlanırlar. Toplumda mevkiimiz olmazmış! Olsa ne olur, olmasa ne olur? 

Bize, inandığımız davaya sahip çıkmak, hak bildiğimizi haykırmak, Alperenliğin ve Muhsinliğin hakikatini anlamak yeter..”