24 Ocak 2020 11:36

Ahmet Erkurtoğlu ile Samimi Söyleşi

Samimiyeti ve güleryüzlülüğü ile birçok Beykozlunun gönlüne girmeyi başarmış ve ulusal-uluslarası platformlarda tecrübesi, birikimi ve mesleki kalitesini ispatlamış bir isim; Ahmet Erkurtoğlu…

Ahmet Erkurtoğlu ile Samimi Söyleşi

Samimiyeti ve güleryüzlülüğü ile birçok Beykozlunun gönlüne girmeyi başarmış ve ulusal-uluslarası platformlarda tecrübesi, birikimi ve mesleki kalitesini ispatlamış bir isim; Ahmet Erkurtoğlu…

Son yıllarda gerçekleştirdiği 1000’e yakın kentsel dönüşüm projesi ile en çok proje üreten mimarlık ofislerinden AE Mimarlık’ın sahibi Mimar Ahmet Erkurtoğlu ile şehircilikten kentsel dönüşüme, siyasetten İstanbul seçimlerine kadar kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Biz kamuoyu olarak sizin kendinizden bahsetmenizi istesek, bize kendinizi kısaca anlatır mısınız? Ahmet Erkurtoğlu kimdir?

1959 yılında Kastamonu İnebolu’da, 5 kardeşin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise dahil olmak üzere çocukluğum burada geçti. Sokakta oynadım, top koşturdum spor yaptım, bisiklet sürdüm. Her tarafım yara bere içinde gezerdim. Yani çocukluğumu doya doya yaşadım.  Benim ailem ticaretle ve aynı zamanda turizmle uğraşıyordu. Hatta ben kendi otellerimizde garsonluk, komilik yaparak büyüdüm. Gelen müşterinin valizini taşırdım, bahşiş alırdım, müşteriye kahve yapardım. Plajlarda poğaça ve çiklet satardım. Ben para kazanmayı küçük yaşlarda öğrendim. 10 yaşımdayken babamı kaybettim.

1979 yılıydı, aynı sene ben Edirne’de Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesini  birincilikle kazandım. Her ne kadar çocukken mimar olmanın hayallerini kursam da, amacım mimar olmak değil, üniversiteyi bitirdikten sonra işlerin başına geçmekti. Ama çocukken bile mimar olmayı çok isterdim. Üniversite bittiğinde İnebolu’ya geri döndüm.

Annem bana, “Oğlum buralarda durma, İstanbul’a git” dedi. Ablamla yola çıktık ve benim İstanbul hikayem de böylece başlamış oldu. 1983 yılında bir ofiste çalışmaya başladım. Üzerinden tam 32 yıl geçti ve ben hâlâ bu piyasada çalışıyorum. Bu mesleğe adım atarken amacım insan kazanmaktı ve bu amacıma ulaştım. Zaten 32 yıldır insana yatırım yapıyorum ve birçok insan kazandığıma inanıyorum.

AE Mimarlık olarak hangi çalışmalara imzanızı atıyorsunuz?

Benim bu mesleğe başladığım zaman yıl, 1983’tü. 83’ten 91 yılına kadar Kadıköy bölgesinin en önemli mimarlık ofislerinden birinde çalıştım. 91 yılında kendi şirketimi, yani AE Mimarlık’ı kurdum. Yaklaşık 30 yıldır sektördeyiz. Milyonlarca metrekareye imzamızı attık. Projelerimizi ağırlıklı olarak İstanbul Anadolu Yakası’nda gerçekleştirmemizin yanı sıra yurtiçi ve yurt dışında da konut, işyeri, sağlık merkezi, yurt, turistik tesis, cami, fabrika ve avm gibi birçok projeye imzamızı attık.

AE Mimarlık olarak toplam ne kadar proje yaptınız ve yurt dışında çalışmalarınız var mı?

 Kesin bilmemekle beraber 15 milyon metrekareyi geçen projeler çizdik. Yurtdışında ise Kazakistan, Irak, Tacikistan, Kırgızistan, Saraybosna, Mısır, Arnavutluk, Ukrayna- Kiev, Rusya proje çizdiğimiz ülkelerden sadece birkaçı.

 Bir projenin AE Mimarlık imzası taşıdığını nasıl anlarız? Sizi sembol eden bir özellik var mı?

 AE Mimarlık imzasını dışardan değil, konutun içine girdiğinizde anlarsınız. Birçok marka projelerde kayıp alan vardır. Bizde en önemli şey, mimarideki işlevselliktir. Kayıp alan çok fazla oluşturmuyoruz ve binanın kullanışlı olmasına özen gösteriyoruz.

 Türkiye’de mimarlığı nerede görüyorsunuz? Diğer ülkelere nazaran geride miyiz? İleride mi?

 Türkiye’de çok iyi mimarlarımız var. Türkiye’nin tek sıkıntısı, yönetmelik! Uygulamayı çok iyi bilmeyen kişiler yönetmelik yazıyor. Örneğin; diyor ki çıkmayı 1 buçuk metreden fazla yapamazsın. Niye yapamayayım? Bunu ben çelik statik veya betonarme statik anlamda çözebiliyorsam neden yapamayayım? Özellikle depremden sonra 10 kattan fazla projelerde çıkma yasaklandı. Bu bana göre Türk inşaat mühendisine hakarettir. 10 kattan fazla olan binada Türk mühendisi çıkma yaparsa depremde bina yıkılır diyor. Avrupalı mimarlarla kıyasladığımız zaman daha iyi projeler çıkaramıyoruz çünkü yönetmelikler mimarın özgürlüğünü engellemektedir. Mesela rahmetli Mimar Zaha Hadid’in projelerini Türkiye’de uygulayamayız. Ben onun çizimlerine hayranım. Birçok ülkede proje yaptı. Burada da Kartal’da yapacaktı ama kısmet olmadı. Tabii ki Türk mimarlar güzel projeler yapıyor ama yönetmelikler çerçevesinde.

Beykoz’la ilgili olarak seçim süreci yaşadınız? Beykoz’daki hemşehrileriniz ile aranızdaki bağın çok samimi ve kuvvetli olduğu birçok kesim tarafından gözlemlendi? Beykozla ve Beykozlu hemşehrilerinizi için ne söylersiniz?

Hayattaki temel felsefem dürüstlük, tevazu, çalışkanlık ve insanlara saygılı olma ve insan kazanma üzerine olmuştur. Beykozlu hemşehrilerimizin gösterdiği ilgi, alaka  ve onların samimi duyguları, gerçekten şahsımın çok mutlu olmasına ve duygulanmasına sebep olmuştur. Hayatta hiçbir zaman bir siyasi menfaatim veya bir koltuk talebim olmadı. Beykozlu hemşehrilerimizin talebi ve ısrarı ile bilgi, birikim ve tecrübelerimizin Beykoz’a sunulması istenilmiş olup süreç hızlı ilerlemiştir. Beykoz bir sevdadır ve Anadolu’nun bir manzumesidir, Beykoz’lu vatandaşlarımızın alicenaplığını ve Beykoz’umuzun güzelliğini anlatmaya kelimeler bile kifayetsiz kalır.

Size kısa ama samimi olan söyleşiden dolayı çok teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyoruz…